Afrika Türkiye için ne anlama geliyor?

Doğal kaynak zengini olmasına rağmen sömürge alanı olarak kendi kaynaklarından hiçbir zaman istifade edememiş Afrika ülkeleri ile Türkiye arasında kurulan ilişki ‘birlikte kalkınma’ ve ‘birbirini tamamlama’ ilkeleri temel alınarak kurgulandı.

Afrika Türkiye için ne anlama geliyor?

10-11 Ekim 2018 tarihlerinde T.C. Ticaret Bakanlığı ve Afrika Birliği iş birliğinde, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK)’nun organizasyonu ile düzenlenen Türkiye-Afrika 2. Ekonomi ve İş Forumu gerçekleştirildi. Foruma, Afrika’nın 46 ülkesinden katılım sağlandı.

‘Afrikalı Sorunlara Afrikalı Çözümler’ getirmek mottosu ile kazan-kazan temelinde inşa edilen Türkiye-Afrika dostluğu ve iş birliğini ilerletmek amacı ile düzenlenen forumda müteahhitlik, gıda, altyapı ve enerji alanlarında yapılabilecek işbirliği ve yatırım olanakları tartışıldı ve ikili görüşmeler gerçekleştirildi. Forumda yatırımlar ve bunların finansmanının konuşulduğu paneller ve ayrıca ülke özelinde organize edilen hükümetler ve firmalar arası görüşmeler gerçekleştirildi.

Türkiye’nin son dönem Afrika açılımı

İkinci Dünya Savaşı sonrasında kesintiye uğrayan Türkiye-Afrika ilişkileri, Türkiye’de 1998 yılında ‘Afrika’ya Açılım Eylem Planı’ ile birlikte canlanmaya başladı. 2003 yılında kabul edilen "Afrika Ülkeleriyle Ekonomik İlişkilerin Geliştirilmesi Stratejisi" sonrasında ilişkiler siyaset, ticaret, ekonomi, kültür, eğitim, güvenlik ve sağlık gibi alanlara yayıldı. 2008 yılında Afrika Birliği Türkiye’yi stratejik ortak ilan etti.

Geçen 15 yılda Türkiye’nin Afrika kıtasına ihracatı 5 katına, Afrika’dan ithalatı ise 3 katına çıktı ve dış ticaret hacmi 20 milyar doları aştı. 2003 yılında Türkiye’nin Afrika’daki büyükelçiliklerinin sayısı 12 iken bu sayı 2018’te 41 oldu. Kıtada Türkiye tarafından yapılan çalışmalar daha çok kapasite geliştirme, altyapı inşası, istihdam üretecek yatırımlar, gençler ve kadınlar için projeler geliştirme şeklinde ilerledi. Bir yandan da çok sayıda Afrikalı öğrencinin Türkiye’de eğitim alarak hem geleceklerini inşa etmesi hem de Türkiye-Afrika arasında bir köprü vazifesi görmesi sağlandı.

2018 yılı itibarıyla Türkiye’nin Afrika'daki doğrudan yatırımlarının değeri 6,2 milyar doları aştı. Kıtada Türk müteahhitleri 65 milyar dolar değerinde, 1.150 proje üstlendi. Financial Times’ın 2015 yılı raporuna göre Afrika’da en çok istihdam yaratan dış yatırımcılar Türkler oldu. Yurt dışında iş yapan Türk müteahhitleri için Afrika yüzde 21’lik bir pay teşkil ederken, bu yatırımların yüzde 19’u Kuzey Afrika’da gerçekleşiyor. Bu da demek oluyor ki Türkiye için Afrika kıtasında hala keşfedilecek ve iş yapılacak çok geniş topraklar var.

Türkiye’nin Afrika’ya bakışı

Türkiye defaatle Afrika’ya herhangi bir pazar olarak bakmadığını, ortak kazanç sağlayacak, aynı zamanda kalkınmasına katkıda bulunulacak bir bölge olarak baktığını ifade ediyor. Doğal kaynak zengini olmasına rağmen sömürge alanı olarak kendi kaynaklarından hiçbir zaman istifade edememiş Afrika ülkeleri ile Türkiye arasında kurulan ilişki ‘birlikte kalkınma’ ve ‘birbirini tamamlama’ ilkeleri temel alınarak kurgulandı. Tabii ki her ülke kadar Türkiye de yeni bir kıta veya bölgede yatırım yapacağı zaman oranın hammadde fiyatları, işgücü ücretleri, iş yapma kolaylığı gibi değişkenlerin uygun olup olmadığını kontrol ederek işe başlayacaktır. Ancak şartların büyük ölçüde uygun olduğu görüldükten sonra bölgede yapılan yatırımlar, örneğin Türk müteahhitleri ve onların yaptığı işler sayesinde Afrika ülkelerindeki pazarlar canlanmakta, insanlara daha müreffeh bir yaşam sunulmaktadır. Bir yandan yol, hastane veya bina yapılarak yaşam standartları yükseltilirken diğer yandan da pek çok insana iş imkanı sağlanarak insanların gelir seviyesi yükseltilmekte, aynı zamanda da üretimde kullanılacak pek çok girdi ülke içinden satın alınarak farklı sektörlerde piyasa canlandırılmaktadır.

Örneğin Senegal’da iş yapmaya başlayacak olan bir Türk firması ilk aşamada Senegal’in filmaşin ve inşaat demiri ihtiyacını karşılamayı, daha sonra da bölge ülkelerinin çelik gereksinimini karşılamayı hedefliyor. Afrika ülkeleri hammadde açısından çok zengin olmasına rağmen, sermaye ve teknoloji eksikliği nedeni ile hammaddeyi işleyip son ürüne dönüştürmeden satmak zorunda kalıyor. Hammaddeyi işlemeden sattıkları yani katma değer ekleyemedikleri için de ihracattan para kazanamıyorlar. Türkiye’den bölgeye yatırım yapan ve yapmak isteyen firmalar teknoloji transferi ile bölgeye uzun vadeli bir katkı yapacak, Senegal’de cevheri son ürüne kadar işleyebilecek tam entegre bir demir çelik kompleksi inşa edecek. Her ne kadar bu yatırım için Türkiye’den mühendis ve teknik eleman götürülecek olsa da fabrika daha çok Senegallilere iş olanağı sağlanacak. Bu da Türkiye’nin Afrika kıtasındaki kapasite ve insan kaynaklarını geliştirme odaklı yaklaşımına verilecek en güncel örnek.

Afrika kıtasında ABD, Fransa, AB, Çin, Rusya, Hindistan gibi pek çok büyük aktör nüfuz alanını genişletme çabasında olsa da, kıta gerçekten az gelişmiş, yüzölçümü olarak çok geniş ve hammadde zengini olduğu için hala ekonomik olarak bakir sayılabilir. Bu nedenle Türkiye’nin Afrika’da yükselen aktörler sıralamasına girmesi ve büyük işler alması için pek çok fırsat var. Önemli olan kıtayı iyi tanımak, en bakir ve ihtiyaçlı ülkeleri tespit etmek, potansiyelleri diğer büyük oyunculardan önce keşfetmektir. Türkiye’nin hem tarihi olarak Afrika’da hiç bir zaman bir sömürgeci olmaması hem de 1998 yılından itibaren de her zaman eşit ortak olarak kıtaya yaklaşması önemli bir avantajıdır.

Türkiye-Afrika arasındaki ticaret hacminin bu noktadan sonra istenilen ölçüde artması serbest ticaret ve çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarının tüm Afrika ülkeleri ile yapılması ile mümkün olacaktır. Halihazırda kıtadaki 28 ülkeyle ‘Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması’ imzalanmış, ancak sadece 5 ülkeyle Serbest Ticaret Anlaşması imzalanabilmiştir. 2003 yılından 2017 yılına kadar görülen Türkiye-Afrika kıtası ticaret hacmindeki yaklaşık 4.5 katlık artışın duraksamadan devam edebilmesi bu ülkelerle serbest ticaret anlaşmaları imzalamaktan geçmektedir. Ayrıca coğrafi uzaklık nedeni ile Türkiye-Afrika arası ulaştırma maliyetleri çok yüksektir, bu da daha ucuz bir ulaşım yolu olan deniz ticaretinde gerekli düzenlemeleri yaparak çözülebilir.

banner5
İktisadi ve ticari olarak Afrika’nın önemi

Afrika merkezli Afrasia Bank tarafından yayınlanan 2018 Afrika Varlık Raporu’na göre, 2007-2017 dönemini kapsayan 10 yıllık süreçte Afrika'nın ekonomik varlığı yüzde 13 oranında artmıştır. Tahminler Afrika'nın ekonomik varlığının 2027 yılı sonunda yüzde 34 artmasını öngörüyor.

54 ülkeden oluşan Afrika altın, elmas, manganez, platin, vanadyum, kömür, petrol ve doğal gaz başta olmak üzere hammadde açısından çok zengin bir kıta. Yine genç nüfus, tarım ve balıkçılık açısından da pek çok fırsat barındırmaktadır. Dünyanın diğer kısımlarında yaşlanan nüfus ve tükenen hammaddeler insanlığın yeni teknolojiler geliştirmesini zorunlu hale getirirken, Afrika’nın bu iki önemli kaynağı içinde barındırıyor olması pek çok ülkenin iştahını kabartmakta ve sonuç olarak pek çok ülke Afrika ile işbirliği platformu oluşturma yarışına girmektedir.

Dünyaca ünlü firmalar da geleceğin pazarı olan Afrika’da bir şekilde yer edinmek için stratejiler geliştirmektedir. BSH (Bosch und Siemens Hausgeräte) firması, Afrikalıların düşük alım gücü ve bölgede sık gerçekleşen elektrik kesintisi nedeniyle beyaz eşyalarını burada satma ihtimalinin çok düşük olduğunu görerek Afrikalılara özel bir ürün geliştirdi. Türkiye’de Çerkezköy’de üretilen Bosch marka Freshbox’lar Kenya, Nijerya gibi yüksek sıcaklık nedeniyle yiyeceklerin hızla bozulduğu Sahra Altı Afrika ülkelerinde satışa sunuluyor. Halkın düşük alım gücü göz önüne alınarak, bölgeye özel bir ödeme sistemi oluşturuldu ve Afrikalı kadınları içine alan bir reklam stratejisi geliştirildi. İlk aşamada kar amacı gütmeyen firma bu girişimin nedenini iki amaçla açıklıyor. Afrikalıların bir sorununu çözerek insanlığa faydalı olmak ve gelecekte yükselecek olan Afrika pazarında markasının zihinlerde yer etmesini sağlamak.

Dünyadaki diğer ülkeler neden ve ne kadar Afrika’da?

Kaynak anlamında zengin ancak yaşam standartları bakımından fakir olan Afrika ülkelerine dünyanın yaklaşımı genelde kaynaklarının sömürülmesi, Afrikalılara akıl verme veya insani yardım götürme şeklinde oldu. Ancak geçen otuz-kırk yıllık süre zarfında sömürüye baş kaldıran ve özgürlüklerini kazanan Afrika ülkelerinde demokrasi anlayışı ilerliyor, kendi içlerinde yaşanan elitler eli ile sömürü mekanizması bile yavaş yavaş çözülmeye başlıyor. Aynı zamanda kıtaya genelde kaynaklarını sömürmek amacı ile gelen beyaz adamların artık akıl vermek için değil, birlikte iş yapmak için gelmelerini istiyor Afrikalılar. Bu bağlamda Türkiye’nin Afrika’ya yaklaşımı ‘Afrika Sorunlarına Afrikalı çözümler’ perspektifinde ilerliyor. İlginçtir ki Almanya’nın Afrika açılımı için geliştirdiği ‘Afrika İçin Marshall Planı’nda da aynı slogan görülüyor. Afrika’da bol miktarda bulunan hammaddeleri kıta içinde işleyerek ve ihraç ederek hem dünyanın diğer bölgelerindeki ihtiyacı karşılamak hem de Afrika’ya istihdam ve para kazandırmak amacıyla bölgede bulunduğunu söylüyor Almanya.

Çin, Hindistan, Malezya, Brezilya gibi ülkeler de kıtada çok zamandır yatırım yapıyorlar. Afrika’ya olan ilginin bir göstergesi de AB, Latin Amerika, Çin, Japonya, Güney Kore ve Hindistan’da yapılan Afrika zirveleri olabilir.

Afrika’nın istikrarlı ve savaştan uzak bir yapıya bürünmesi, demokratikleşmesi ve buna bağlı olarak da kendi kaderini tayin edebilmesi ekonomik ve ticari anlamda tüm dünya ülkelerinin faydasına olacaktır. İstikrarlı ve yükselen bir Afrika, kendi kaynaklarını işleyerek zenginleşen bir Afrika demektir. Bu da küresel ticaret açısından genişleme, dünyadaki alım gücü ve pazarın büyümesi, daha çok insanın insani standartlarda yaşaması demektir.

Yükselen Afrika Türkiye’ye ne kazandırır?

Dünyada esen yeni korumacılık ve içe kapanma rüzgarları pek çok ülke gibi Türkiye’nin de rotasını farklı limanlara çevirmesini gerekli kılıyor. Ayrıca geçtiğimiz yıllarda Rusya ve çok yakın zamanda da ABD ile yaşanılan kriz sonrası Türkiye ihracatçısının yaşadığı kayıpları ülke olarak ancak ve ancak pazar çeşitlendirmesi yaparsak telafi edebiliriz. İktisatta ‘bütün yumurtaları aynı sepete koymama’ prensibi vardır. Buna göre bir ülkenin kendisini dış pazar olarak sadece belirli bölgelere mahkum etmesi yüksek risk altında yaşaması demektir.

2003 yılından beri oldukça yoğunlaşan Türkiye-Afrika ilişkilerini daha da ileri düzeye taşımak hem Türkiye devleti ve iş dünyasının hem de sivil toplum kuruluşlarının bir görevidir. Afrika sadece bir iş yapma sahası olarak görülmemeli, orada bulunan Türk şirketleri iş ve sosyal sorumluluk projelerini birbiri ile ilintili bir şekilde götürerek bölgenin kalkınmasına katkıda bulunmalıdır. Bu noktada çok dikkat edilmesi gereken husus ise yüzyıllardır akıl verici beyaz adamlardan usanan Afrikalıların karşısına ‘yol gösterici’ olarak değil ‘yol arkadaşı’ olarak çıkmak ve böylece Türkiye’nin son derece avantajlı olduğu bir coğrafyada hem kendisine hem de Afrika’ya kazandırmasıdır.

YORUM EKLE